Bir Romanı Gerçekten Kim Konuşturuyor?

Bir kitabın çok konuşuluyor olması, onun çok iyi olduğu anlamına gelir mi?

Bugün bir romanın okura ulaşma biçimi, birkaç yıl öncesinden oldukça farklı. Artık kitaplar yalnızca raflarda ya da edebiyat eklerinde görünmüyor. Daha yayımlanır yayımlanmaz sosyal medyada dolaşıma giriyor; alıntıları paylaşılıyor, videoları çekiliyor, okuma kulüplerinde konuşuluyor. Kimi zaman kitabın kendisinden önce onun etrafında oluşan heyecan okura ulaşıyor.

Eskiden bir romanın kaderini daha çok eleştirmenler ve edebiyat dergileri belirlerdi. Bugün bu tablo değişti. BookTok, Bookstagram ve içerik üreticileri, bir kitabı birkaç hafta içinde yüzlerce, hatta binlerce kişiye ulaştırabiliyor. Bunun edebiyat için önemli bir kazanım olduğu söylenebilir. Daha fazla insan kitaplardan haberdar oluyor, yeni yazarlar görünürlük kazanıyor.

Son aylarda edebiyat çevrelerinde en çok konuşulan kitaplardan biri, Amerikali yazar Virginia Evans’ın ilk romanı Muhabbet oldu. Mektuplardan oluşan kurgusu, yaşlı bir kadın karakterin merkezde yer aldığı anlatısı ve uluslararası başarısıyla kitap, Türkiye’de yayımlanır yayımlanmaz sosyal medyada geniş bir görünürlük kazandı. BookTok videoları, Bookstagram paylaşımları ve okur kulüplerinin öneri listeleri sayesinde roman, daha birçok okur ilk sayfasını açmadan güçlü bir beklentiyle çevrelendi.

Ancak bu görünürlüğün başka bir sonucu daha var: Beklenti.

Burada mesele Muhabbet’in iyi ya da kötü bir roman olması değil. Romanın edebî niteliği ancak dikkatli bir okumanın konusu olabilir. Asıl dikkat çekici olan, kitabın etrafında çok kısa sürede oluşan görünürlük. Bu ilgi, ister istemez başka bir soruyu da akla getiriyor: Aynı dönemde yayımlanan Türkçe romanlardan kaçı benzer bir dolaşıma girebiliyor?

Bir romanı okumaya başlamadan önce onlarca övgüyle karşılaşıyoruz. “Yılın kitabı”, “Elinizden bırakamayacaksınız”, “Hayatımı değiştirdi” gibi cümleler, daha ilk sayfayı açmadan zihnimizde bir ölçü oluşturuyor. Böyle olunca metni olduğu gibi okumuyoruz; ona yüklenen beklentiyle birlikte okuyoruz. Kitap iyi olsa bile bazen şu duygu kaçınılmaz oluyor: Bu kadar konuşulacak ne vardı?

Ahmet Büke’nin Kırmızı Buğday‘ı Orhan Kemal Roman Armağanı’na değer görülürken, Gaye Boralıoğlu’nun Her şey Normalmiş Gibisi ya da Irmak Zileli’nin Şimdi Buradaydı gibi romanlar daha sınırlı bir görünürlükle okur karşısına çıkıyor. Oysa bu eserler de eleştirmenlerin ve ödül jürilerinin dikkatini çeken, çağdaş Türk edebiyatına önemli katkılar sunan romanlar arasında yer alıyor. Bu tablo, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Bugün bir kitabın çok konuşulmasını sağlayan şey gerçekten metnin gücü mü, yoksa onu okurun karşısına çıkaran görünürlük stratejileri mi?

Keşfetmenin Değeri

Pazarlanan Kitap mı, Okunan Kitap mı?

Yayınevlerinin kitaplarını tanıtması elbette doğal ve gerekli. Nitelikli eserlerin daha fazla okura ulaşması ancak görünürlükle mümkün. Ancak görünürlük ile edebî değer aynı şey değil. Bir kitabın sürekli karşımıza çıkması, onun en iyi kitap olduğu anlamına gelmiyor; yaln ızca en görünür kitaplardan biri olduğunu gösteriyor.

Bugün bir kitabın çok konuşulması, onun daha fazla okura ulaşmasını sağlayabiliyor. Bu, edebiyat adına küçümsenecek bir kazanım değil. Ancak aynı ilginin neden bazı kitaplarda yoğunlaşırken bazılarında hiç oluşmadığını sormak da okurluğun bir parçası.

Çünkü edebiyat yalnızca ortak heyecanlarla ilerlemiyor; kişisel keşiflerle de büyüyor. Hepimizin hayatında, tesadüfen karşılaştığı için unutamadığı bir kitap vardır. Ne çok satanlar listesindedir ne de herkes onu konuşuyordur. Buna rağmen yıllar sonra bile zihnimizde yer etmeyi sürdürür. Bir kitabın gerçek yolculuğu da çoğu zaman burada başlar.

Okurluk, yalnızca çok konuşulan kitapları takip etmek değil, kendi sesini de aramaktır. Bir kitabı başkalarının övgüsüyle değil, metnin kendisiyle değerlendirebilmek; popüler olanla yetinmeyip gözden kaçan metinlere de dönüp bakabilmektir.

Sonuçta kampanyalar biter, listeler değişir, yeni kitaplar gelir. Ama gerçekten iyi bir metin, bütün bunlardan bağımsız olarak yaşamaya devam eder. Edebiyatın kalıcılığını belirleyen de etrafındaki gürültü değil, okuruyla kurduğu uzun soluklu ilişkidir.

Nuray Şerefoğlu

Yorum bırakın